Tarık Tufan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarık Tufan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2011 Salı

Kraliçenin Pireleri - Tarık Tufan


okuduğum ikinci tarık tufan kitabı.. kendi mahallesi, modern hayatın dayatmalarıyla hesaplaşmalar, hüzünler, acılar ve tabii öfkeler var bu kitabında da.. deneme tarzında yazılmış bu sefer, ama yine kendine özgü bakış açısı ve farklı pencereler var.. tarık tufan'ın tarzı bu zaten, hayattan bir kare yakalayıp ona farkındalıklı bir bakış atmak.. sonra da bunu yazıya dökmek..

bu kitapta çok beğendiğim denemeler olduğu gibi, bana hiç dokunmadan geçip giden, aklımda kalmayan denemeler de oldu.. bu benim için deneme tarzının handikaplarından.. peşpeşe farklı şeyler okuyunca, tek başına okusam belki yine beğeneceğim bir yazı, daha etkili olan yazının altında kalıyor ve beni etkikemiyor.. bunun için en beğendiklerimi işaretledim, diğerlerini de açıp ara ara yeniden okumayı düşünüyorum.. çünkü tarık tufan yazmışsa bir şans daha vermeye değer ;)

altını çizdiğim, -daha doğrusu yanına işaret koyduğum ;)- paragraflardan bir kısmı aşağıda..

'Yarın sabah olduğunda hayat adına dirençli bir sözcük söyleyeceğiz: "yeniden! yeniden! yeniden!" Ve Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır.'

'Saçların hep üç numara kesildiği mahallelerde büyüdük.
Üç numaralı öfkemiz hep saklı bir yanımızda.'

'Gözlerin alabildiğine uzakları görebilmeli baktığında. 
Herkes el ayak çektiğinde sokaklardan yüksekçe bir yere çıkmalısın ve Kudüs'ü izlemelisin gece yarılarında. Kayan her bir yıldıza selam durup, taş atan avuçlarını okşamalısın çocukların. Sonra Mekke'den gelen bir rüzgara yüz sürmelisin. Eski zamanlardan kalma selamlar doluşmalı koynuna. Taşın altındaki siyah adamın iniltilerine kulak kesilmelisin ve hayat her sabah yeniden yaratıldığında, sen yeniden yeniden ayaklarının altında kanayan yaralarını sarmalayıp yürümelisin.'

'Uyuşmuş bir vücudun yaraları algılaması gecikiyor.
Şimdi bir çoğumuz böylesi bir uyuşukluk durumundayız ve gitgide vücudumuzu saran yaralardan habersiz bir hayat sürüyoruz. Tedavisi gitgide imkansızlaşan bağımlılıklar sahibi oluyoruz.'

'İlan edilmemiş bir aşkın hüznünü bırakacaksın bir de. Taşımayacak kadar yorgun olacağım sen yokken. Sonra yaşamak dediğimiz saltanatın soytarılığı kalacak üzerime.'

'Oysa sen, hayatı üst üste konmuş ortalama duygulara dönüştürüyorsun. Ortalama aşklara, ortalama öfkelere ve otalama duyarlılıklara sahip olmak sana yetiyor. Ailen ve öğretmenlerin sana hep ortalamaların insanı olmayı öğütledi..... Çünkü davranışların ne kadar ortalamalara yakınsa, o kadar kolay kontrol altına alınabileceksin. Ortalamaları ne kadar tutturabilirsen, o kadar rahat güdülebilir hale geleceksin.
...
Tanrım lütfen Burti ölmesin.
Sen ortalamanın üzerinde bir hizla gidenleri koru.'






23 Haziran 2011 Perşembe

Kekeme Çocuklar Korosu - Tarık Tufan


kekeme çocuklar korosu ilginç bir kitap.. hikaye, ama öyle bildiğimiz hikayelerden değil.. bir hikayenin akışına bırakmıyorsunuz kendinizi, parçaları sizin birleştirmeniz gerekiyor.. bir radyocunun kendiyle konuşmaları ve bir radyo programında anlattıkları çoğunluğunu oluşturuyor ve bu konuşmalarda bol bol kafa karışıklığı ve hayata dair tahliller yer alıyor.. bazıları çok ama çok etkileyici, ama bazıları da yer yer soyut kalıyor.. dik başlı  ve edebi bir anlatım ve aşağıda görüldüğü gibi bol bol altı çizilecek cümle var.. Modern hayatı, kent hayatını çok yerinde tespit ve tahlillerle harikulade sorgulamış.. İslami kesime de içerden bir bakış sergilemiş ki, dediğim gibi harika tespitleri var. Olağanüstü bir kitap olduğunu düşünmemekle bereber kesinlikle okunmaya değer buluyorum.. kitap hakkında fikir edinmek için arka kapak yazısının çok faydalı olacağını düşündüğümden, ilk defa bir kitabın arka kapak yazısını da paylaşıyorum :)


"Modern yaşam ölümü unutturur" der Ahmet Hamdi Tanpınar. Bu söz herhalde en çok 1980 sonrası kuşak için geçerli. Sadece ölümü unuttursa iyi, tüm değerleri de yapboz haline getirdi.

Popüler kültürün hızlı yayılışı ve modern yaşam tasarımları birçok hayatı ve duyarlılığı kapitalizmin çöp kutularına yuvarladı. Artık neredeyse hemen her şeyin bir "bedeli" ya da "fiyatı" vardı. Bu hızlı yaşamda kendini içlerine hapsedenler İslamcı söylemin tarafında yer alanlardı.

Elinizdeki kitap 1990-2000 yılları arasında İslamcılık söyleminin bir tarafında yer tutmuş kuşağın içinde biriktirdiklerini "dikkafalı" bir söylemle dışavurumu; bu koronun çocuklarına ulaşabilmiş, kimi zaman bağıra çağıra, kimi zaman da dudak ucuyla söylediklerini anlayan kitlenin kitabıdır.

Kekeme Çocuklar Korosu içinde barındırdığı insanlar ve onların öyküleriyle kocaman bir duygu dünyasına karşılık geliyor.
'

ve son olarak bir kaç alıntı..

'Bazen her şeyi anlayabildiğimi sanıyorum. Her şey normal gelmeye başlıyor. Bu beni korkutuyor.'

'Zavallılar! Şimdi yerlerinizi değiştirin, yeni oyunlara hazırlanın. Geveze tanrılarınız yeni bir perde istiyor.'

'Hadım edilmiş kelimelerden evlatlar umuyorsunuz.'

' 'Ellerinizi dikkat edin makineye kaptırmayın' diyordu ustalar.
Ellerinizi makinaya kaptırmayın.
Ruhunuzu da makineye kaptırmayın.'

'Hayatı bir kitap okur gibi geriye yaslanıp okuyamazsın. Direniş ayakta beslenir, yürüyüştür ayakta kalmanın besini.'

'En son hangi acı seni uykusuz bıraktı, en son hangi coğrafyaya gözyaşı döktün, en son hangi cümle beynini darmadağın edercesine odanın duvarlarında yankılandı, söylesene?'

'Sihirli bir lamba gibi önümüze alıp yarını, dilemeye başlıyoruz aklımıza geleni.'

'Tanrı'yı oynamak!
Ellerine geçirdikleri her imkanı, her mülkiyeti sahiplenme duygusuyla otorite aracı olarak kullanma duygusu bu.
Hükmetmek, karar vermek, geleceği belirleme gücünü elinde tutmak. İnsanlara ış ve rızk verdiğine inanmak, insanları sınıflamak sonra. Cenneti ve cehennemi pay etmek.
Bütün bunlar düpedüz Tanrı'yı oynamak değil de nedir?
Zavallı insan bu kez zor bir oyun seçti ve acı duyacak...'

'Kente sahip olduğun her şeyini kat, bedenini, yüreğini, yaşantını, kalbini benim diyebileceğin ne varsa kente kat. Kent seninle beslenecek. Senden eksildikçe kent fazlalaşacak. Üst üste yaşamlar, üst üste gelecek tahayyülleri besleyecek kenti. Kentin varlığı başkalarının yokluğuyla büyüyecek. Tek tek bütün ruhlar, büyük bir ruhun boyunduruğuna girecek.'

'Ruhunu ışıklarla sar ve kentin tanrılarına kutsal bir adayışla sun.'

'Kutsalını yitirimiş bir kentin bu kadar sahte kutsalı barındırması da bir zorunluluk galiba.'

'Tanrı gibi konuşanların sesi her zaman daha yüksek çıkıyordu.'

muhabbet ile..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...