hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2011 Perşembe

Kekeme Çocuklar Korosu - Tarık Tufan


kekeme çocuklar korosu ilginç bir kitap.. hikaye, ama öyle bildiğimiz hikayelerden değil.. bir hikayenin akışına bırakmıyorsunuz kendinizi, parçaları sizin birleştirmeniz gerekiyor.. bir radyocunun kendiyle konuşmaları ve bir radyo programında anlattıkları çoğunluğunu oluşturuyor ve bu konuşmalarda bol bol kafa karışıklığı ve hayata dair tahliller yer alıyor.. bazıları çok ama çok etkileyici, ama bazıları da yer yer soyut kalıyor.. dik başlı  ve edebi bir anlatım ve aşağıda görüldüğü gibi bol bol altı çizilecek cümle var.. Modern hayatı, kent hayatını çok yerinde tespit ve tahlillerle harikulade sorgulamış.. İslami kesime de içerden bir bakış sergilemiş ki, dediğim gibi harika tespitleri var. Olağanüstü bir kitap olduğunu düşünmemekle bereber kesinlikle okunmaya değer buluyorum.. kitap hakkında fikir edinmek için arka kapak yazısının çok faydalı olacağını düşündüğümden, ilk defa bir kitabın arka kapak yazısını da paylaşıyorum :)


"Modern yaşam ölümü unutturur" der Ahmet Hamdi Tanpınar. Bu söz herhalde en çok 1980 sonrası kuşak için geçerli. Sadece ölümü unuttursa iyi, tüm değerleri de yapboz haline getirdi.

Popüler kültürün hızlı yayılışı ve modern yaşam tasarımları birçok hayatı ve duyarlılığı kapitalizmin çöp kutularına yuvarladı. Artık neredeyse hemen her şeyin bir "bedeli" ya da "fiyatı" vardı. Bu hızlı yaşamda kendini içlerine hapsedenler İslamcı söylemin tarafında yer alanlardı.

Elinizdeki kitap 1990-2000 yılları arasında İslamcılık söyleminin bir tarafında yer tutmuş kuşağın içinde biriktirdiklerini "dikkafalı" bir söylemle dışavurumu; bu koronun çocuklarına ulaşabilmiş, kimi zaman bağıra çağıra, kimi zaman da dudak ucuyla söylediklerini anlayan kitlenin kitabıdır.

Kekeme Çocuklar Korosu içinde barındırdığı insanlar ve onların öyküleriyle kocaman bir duygu dünyasına karşılık geliyor.
'

ve son olarak bir kaç alıntı..

'Bazen her şeyi anlayabildiğimi sanıyorum. Her şey normal gelmeye başlıyor. Bu beni korkutuyor.'

'Zavallılar! Şimdi yerlerinizi değiştirin, yeni oyunlara hazırlanın. Geveze tanrılarınız yeni bir perde istiyor.'

'Hadım edilmiş kelimelerden evlatlar umuyorsunuz.'

' 'Ellerinizi dikkat edin makineye kaptırmayın' diyordu ustalar.
Ellerinizi makinaya kaptırmayın.
Ruhunuzu da makineye kaptırmayın.'

'Hayatı bir kitap okur gibi geriye yaslanıp okuyamazsın. Direniş ayakta beslenir, yürüyüştür ayakta kalmanın besini.'

'En son hangi acı seni uykusuz bıraktı, en son hangi coğrafyaya gözyaşı döktün, en son hangi cümle beynini darmadağın edercesine odanın duvarlarında yankılandı, söylesene?'

'Sihirli bir lamba gibi önümüze alıp yarını, dilemeye başlıyoruz aklımıza geleni.'

'Tanrı'yı oynamak!
Ellerine geçirdikleri her imkanı, her mülkiyeti sahiplenme duygusuyla otorite aracı olarak kullanma duygusu bu.
Hükmetmek, karar vermek, geleceği belirleme gücünü elinde tutmak. İnsanlara ış ve rızk verdiğine inanmak, insanları sınıflamak sonra. Cenneti ve cehennemi pay etmek.
Bütün bunlar düpedüz Tanrı'yı oynamak değil de nedir?
Zavallı insan bu kez zor bir oyun seçti ve acı duyacak...'

'Kente sahip olduğun her şeyini kat, bedenini, yüreğini, yaşantını, kalbini benim diyebileceğin ne varsa kente kat. Kent seninle beslenecek. Senden eksildikçe kent fazlalaşacak. Üst üste yaşamlar, üst üste gelecek tahayyülleri besleyecek kenti. Kentin varlığı başkalarının yokluğuyla büyüyecek. Tek tek bütün ruhlar, büyük bir ruhun boyunduruğuna girecek.'

'Ruhunu ışıklarla sar ve kentin tanrılarına kutsal bir adayışla sun.'

'Kutsalını yitirimiş bir kentin bu kadar sahte kutsalı barındırması da bir zorunluluk galiba.'

'Tanrı gibi konuşanların sesi her zaman daha yüksek çıkıyordu.'

muhabbet ile..

13 Haziran 2011 Pazartesi

Yolda - Emine Kutub


fotoğraftan da belli olduğu gibi elimdeki kitap oldukça eski.. kaç yılında basılmış olduğu yazılmamış olacak kadar hem de :) ama sanırım 70li yıllarda basılmıştır, çünkü ilk basımı 1969 yılında gerçekleşmiş, bu ise 4. baskısı.. ama şu an için baskıları tükenmiş, yeni basımda yapılmıyor, ancak çeşitli internet sitelerinde 2. el olarak alınabiliyor.. bendeki kitap da bana ait değildi zaten, amcamın kızının eşinden ödünç aldığım kitaplardan biriydi bu da... ama ne ödünçlük? kitaplarını okumak için vermeyi sevmeyenlerin aklı hayali duracak şekilde hem de :) şöyle ki, kitap türkiyede ödünç alınmış ve sanırım beş seneden beri benimle birlikte almanya'da.. bu kitapla birlikte bir kaç kitap daha vardı, onları okuyup verdim, ancak bunu henüz okuyamadığımdan vermemiştim.. bir dahaki türkiye'ye gidişimde bu kitap da sahibine kavuşacak inşaallah :) ha bu arada aldığım kitapları geri vermkete her zaman bu kadar uzun vadeli davranmam tabii ki.. bu zeki hocayla olan muhabbetimizden kaynaklanan bir durum sadece :)

gelelim kitabın içeriğine.. hiç de öyle beş sene bekleyecek bir kitap değilmiş, başlayınca 3 gün içinde bitiverdi :) kitap 11 hikayeden oluşuyor.. tercümenin maalesef pek iyi olmadığını belirtmeliyim.. keyif almak bir yana, bazen anlamayı zorlaştıracak kadar yetersizdi ne yazık ki..

emine kutub bir dava insanı, doğal olarak hikayelerinin çoğu da bu doğrultuda.. bu yüzden 'yolda', edebi bir eserden ziyade ideolojik bir eser.. hikayelerinin çoğunda düşünce yolculuklarıyla Allah'a iman esası ve existanyalizmle mücadele var.. buradan da o dönemde varoluşçuluğun mısır'da çok etkili olduğunu çıkarabiliriz sanırım.. bunun dışında fakirlik, aşk, umut ve acı gibi konuları işlediği hikayeleri de mevcut.. özellikle bir kaçının beni çok etkilediğini söylemeliyim.. mesela hihayenin birinde zengin çocuğunun, üstü pasaklı  olan ve çıraklık yapan fakir çocuğa doğru giden köpeğini uyarması ve  'yaklaşma, o pis' demesi.. sonra bir diğerinde ailesinin geçimini sağlamak için yıllarca şehre gidip çalışan.. dönmesine, umatlarının gerçeleşmesine ve nişanlısına ve ailesine kavuşmasına çok az kalan bir işçinin devrilen vagonun altında kalması ve bunun o ülkede hiç bir ehemmiyeti olmaması..

ama hikayelerden önce kitapta yer alan bir kısım var ki, işte bana ' iyi ki bu kitabı okumuşum' dedirten oydu.. İslam Şehidi Seyyid Kutub'un kardeşi Emine Kutub'a yazdığı mektup.. özellikle başlangıcı müthiş ve bunu  mutlaka alıntılamak istiyorum:


'Biz sadece kendimiz için yaşadığımız zaman, hayatın çok kısa olduğunu, dünyaya gelişimizle başlayıp gözümüzü yumunca biteceğini kabul ederiz.


Fakat biz, bizden başkaları için, yani idealimiz için yadaığımız zaman hayatın çok uzun ve geniş olduğunu, insanlığın başlangıcıyla başlayıp, biz bu dünyadan göç ettikten sonra, dünyanın sonuna kadar devam edeceğini görürüz. O zaman ferdi ömrümüzün kat kat üstünde kazançlar elde etmiş oluruz... Saatlerimiz, dakikalarımız uzar ve hayat artık senelerle değil duygularla ölçülür.'

ne mutlu kendisinden ziyade, ideali için yaşayanlara..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...