13 Haziran 2011 Pazartesi

Yolda - Emine Kutub


fotoğraftan da belli olduğu gibi elimdeki kitap oldukça eski.. kaç yılında basılmış olduğu yazılmamış olacak kadar hem de :) ama sanırım 70li yıllarda basılmıştır, çünkü ilk basımı 1969 yılında gerçekleşmiş, bu ise 4. baskısı.. ama şu an için baskıları tükenmiş, yeni basımda yapılmıyor, ancak çeşitli internet sitelerinde 2. el olarak alınabiliyor.. bendeki kitap da bana ait değildi zaten, amcamın kızının eşinden ödünç aldığım kitaplardan biriydi bu da... ama ne ödünçlük? kitaplarını okumak için vermeyi sevmeyenlerin aklı hayali duracak şekilde hem de :) şöyle ki, kitap türkiyede ödünç alınmış ve sanırım beş seneden beri benimle birlikte almanya'da.. bu kitapla birlikte bir kaç kitap daha vardı, onları okuyup verdim, ancak bunu henüz okuyamadığımdan vermemiştim.. bir dahaki türkiye'ye gidişimde bu kitap da sahibine kavuşacak inşaallah :) ha bu arada aldığım kitapları geri vermkete her zaman bu kadar uzun vadeli davranmam tabii ki.. bu zeki hocayla olan muhabbetimizden kaynaklanan bir durum sadece :)

gelelim kitabın içeriğine.. hiç de öyle beş sene bekleyecek bir kitap değilmiş, başlayınca 3 gün içinde bitiverdi :) kitap 11 hikayeden oluşuyor.. tercümenin maalesef pek iyi olmadığını belirtmeliyim.. keyif almak bir yana, bazen anlamayı zorlaştıracak kadar yetersizdi ne yazık ki..

emine kutub bir dava insanı, doğal olarak hikayelerinin çoğu da bu doğrultuda.. bu yüzden 'yolda', edebi bir eserden ziyade ideolojik bir eser.. hikayelerinin çoğunda düşünce yolculuklarıyla Allah'a iman esası ve existanyalizmle mücadele var.. buradan da o dönemde varoluşçuluğun mısır'da çok etkili olduğunu çıkarabiliriz sanırım.. bunun dışında fakirlik, aşk, umut ve acı gibi konuları işlediği hikayeleri de mevcut.. özellikle bir kaçının beni çok etkilediğini söylemeliyim.. mesela hihayenin birinde zengin çocuğunun, üstü pasaklı  olan ve çıraklık yapan fakir çocuğa doğru giden köpeğini uyarması ve  'yaklaşma, o pis' demesi.. sonra bir diğerinde ailesinin geçimini sağlamak için yıllarca şehre gidip çalışan.. dönmesine, umatlarının gerçeleşmesine ve nişanlısına ve ailesine kavuşmasına çok az kalan bir işçinin devrilen vagonun altında kalması ve bunun o ülkede hiç bir ehemmiyeti olmaması..

ama hikayelerden önce kitapta yer alan bir kısım var ki, işte bana ' iyi ki bu kitabı okumuşum' dedirten oydu.. İslam Şehidi Seyyid Kutub'un kardeşi Emine Kutub'a yazdığı mektup.. özellikle başlangıcı müthiş ve bunu  mutlaka alıntılamak istiyorum:


'Biz sadece kendimiz için yaşadığımız zaman, hayatın çok kısa olduğunu, dünyaya gelişimizle başlayıp gözümüzü yumunca biteceğini kabul ederiz.


Fakat biz, bizden başkaları için, yani idealimiz için yadaığımız zaman hayatın çok uzun ve geniş olduğunu, insanlığın başlangıcıyla başlayıp, biz bu dünyadan göç ettikten sonra, dünyanın sonuna kadar devam edeceğini görürüz. O zaman ferdi ömrümüzün kat kat üstünde kazançlar elde etmiş oluruz... Saatlerimiz, dakikalarımız uzar ve hayat artık senelerle değil duygularla ölçülür.'

ne mutlu kendisinden ziyade, ideali için yaşayanlara..

11 Haziran 2011 Cumartesi

istanbul sazendeleri..


dört yıl önce videonun kaydedildiği programda canlı dinlemiştim bu parçayı.. ondan beri de  -kötü ses kalitesine rağmen- açar, ara ara dinlerim :)

dinlerken türkiyedeyim, istanbul sokaklarında.. rengarenk pazarlar, çarşılar.. kocaman gülümseyen insanlar.. mutlu bir telaş ve daha neler.. ben benden uzakta neşeleniyorum bu eserde :)

ah bir de parçanın ismini bilsem, daha kaliteli bir versiyonunu bulabilsem.. çok çok güzel olacak :)

9 Haziran 2011 Perşembe

İki Darbe Arasında-İskender Pala


okuyup bitireli epeyce zaman oldu, ancak yazmak bugüne nasipmiş.. öncelikle gerçekten beğendiğimi ve zevkle okuduğumu söylemek istiyorum.. 

iskender pala bu kitabında deniz kuvvetleri'nde geçirdiği bir on beş yılını anlatıyor.. 12 eylül darbesinden hemen sonra başlayan ve 28 şubat post modern darbesinden kısa süre önce son bulan on beş yıl.. askeri hayatı, o dönemdeki bir çok askerin başına geldiği gibi düzmece dosyalarla haksız yere ordudan ihraç edilerek son buluyor.. sonrasında ise hepsi için çok zor günler başlıyor.. biz bu günlerin iskender pala için ne denli zor geçtiğini kitabından okuyoruz, diğerlerini ise bunun üzerinden tahayyül etmeye çalışıyoruz.. iskender pala ki, doçentlik titrına sahip, çevresi oldukça geniş bir insanken, askeriyede olduğu dönemde bir sürü üniversiteden teklif alırken, o zor dönemde sadece 3 kişinin desteğini hatırlıyor.. kim bilir diğerleri ne hallere düşmüştür diye düşünmeden edemiyor insan..

on beş yılda neler yaşamış? bir sürü ilginç anı, epeyce haksızlık ve ön yargı.. bunun sonucu -ilk ataması hariç- tam on bir tayin.. kitabı okurken pala'nın bilgisine ne kadar güvendiğini görüyor ve zaman zaman megalomanca da buluyordum açıkçası.. hatta kendisi de bu konuda biraz özeleştiride bulunuyor, bazen gereksiz yere basit inatlaşmalara girdiğinden bahsediyor..


bütün bunların dışında beni kitapta en çok etkileyen iki şey vardı.. 

birincisi iskender pala'nın azmi ve çalışkanlığı.. kendisi doktorasını ve doçentliğini askeriyedeyken yapıyor ve bu dönemde bir çok araştırma yapıp kitap da yazıyor.. öyle ki uzun zaman tatil nedir bilmeden, işten geldikten sonra akşamları odasına kapanarak, haftasonlarını da çalışarak geçirerek hem de.. 

ikincisi ise eşinin desteği.. aslına bakarsanız eşinin desteğini bir kez dile getirmiş kitabında, daha fazla değil.. ama kitabı okuduğunuzda iskender pala'nın bu denli çalışabilmesini ve üretebilmesini ancek eşinin olağanüstü desteğiyle gerçekleştirmesinin mümkün olduğunu görüyorsunuz.. bir insan sürekli çalışıyorsa ve ailesiyle birlikte tatil yapmayı bile çok erteleyebiliyorsa ve yine de üretken olabiliyorsa o evde müthiş bir destek ve huzur ortamı var demektir.. bu açıdan evliliklerine gerçekten gıpta ile baktım..

sonuç itibariyle okunmasını kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap :)

                                        bir kaç alıntı şurada var ;)

                                                muhabbet ile..

6 Haziran 2011 Pazartesi

Tarih Şuuru - İhsan Süreyya Sırma



Kitabı iki bölüm olarak inceleyecek olursak, yazar ilk bölümde; tarih ilmini kısaca tanıtıp, ilimler arasındaki konumunu belirtiyor. Tarih ilmiyle uğraşmanın zorluklarına ve de -ayetler ışığında- sorumluluklarına değinip, objektif tarihçiliğin pek mümkün olmadığını vurguluyor.
Sırma bu kitabında, klasik tarih anlayışından farklı olarak meseleyi dini bir çerçeve içinde ele alıyor ve diyor ki:  ‘Tarih, Adem (a.s)’ dan bugüne kadar, insanlar arasında vuku bulmuş ve Kesin Son’a kadar da vuku bulmaya devam edecek olan bu mücadelenin -inanmış insanlar ve Allah düşmanlarının mücadelesinin- değerlendirilmesidir.’ Bu genel girişin ardından Peygamber Efendimiz’in (sav) dönemi biraz daha yakından inceleniyor ve akabinde ikinci bölüm olarak nitelendirebileceğimiz, bazı tarihî olayların anlatıldığı ve yorumlandığı kısım başlıyor. Bu kısımda incelenen olaylara örnek olarak ‘Uhud Savaşının Verdiği Ders’, ‘Münafıklar Camisi’ ve ‘Hz.Peygamber (sav) Devrinde Basın’ başlıklarını verebiliriz. Yazar bu kitapta genel olarak İslam’ın savaş algısı üzerinde özellikle duruyor ve yer yer kızgın üslubuyla dikkat çekiyor. Anlatım olarak birinci bölüm olarak tarif ettiğimiz genel giriş kısmı pek akıcı olmasa da, tarihî kıssaların anlatıldığı bölümden itibaren oldukça akıcı bir anlatım hakim. Yazar kitabında İslam Tarihi’ni baştan sona anlatmaktan ziyade belli olayları seçip onlar üzerinden okuyucuda tarıhî bir şuur oluşturmaya çalışmış. Bu yüzden ‘Tarih Şuuru’nu İslam Tarih’ine tadımlık ve fakat şuurlu bir bakış olarak nitelendirebiliriz.

not: yazının yukarıdaki halini, kısıtlı bir grup için hazırlanmış bir dergi için yazdım.. e hazır yazmışken blogumda da eksik olmasın dedim ve ekleyiverdim ;)

5 Haziran 2011 Pazar

monna rosa

 

şiir de, ses de, yorum da, müzik de mükemmel ötesi.. 

monna rosa'yı rahmetli sacit onan'dan daha iyi yorumlayana rastlamadım.. müzikse sanki bu şiir için bestelenmiş gibi.. 
ve dolayısıyla tekrar tekrar dinlenesi olağanüstü bir çalışma..

Şiir: Sezai Karakoç
Yorum: Sacit Onan
Müzik: Metin/Kemal Kahraman -Ferfecir


9 Mayıs 2011 Pazartesi

şu an elimdeki..

bu yılım kitaplar konusunda biraz bereketsiz geçiyor maalesef.. 10. kitabımı okuyorum henüz.. şu durumda haftaya kaç kitap düştüğünü hesaplamak dahi istemiyorum.. başlayıp bitiremediklerimin yanı sıra, elimde sürüne sürüne zor biridiklerim de oldu, derken böyle bir tablo çıkıverdi ortaya.. neyse maziyi fazla karıştırmaya gerek yok anımıza dönelim efendim :)


yaşanmışlıklara şahitlik hep cezbetmiştir beni.. bir hayatı okumak.. acısıyla, tatlısıyla, umuduyla, coşkusuyla.. belki bazen yeterince objektif değil,  belki bazen fazlaca öznel yargılarla bezenmiş.. ama bizim hayatlarımızdan bir hayat işte.. ve bizim de geçtiğimiz zamanlardan geçilmiş.. o yüzden bu tarz kitapları ne kadar severek okuduğumu, imkanı yok tarif edemem..

'iki darbe arasında' da iskender pala'nın bir 15 yılını anlatan bir kitap.. şimdilik sürüklüyor beni.. zaman zaman zaten bildiğim şeylere bile hayret ettiriyor.. güzel cümlelerin altını çizdiriyor.. ve beni bambaşka bir hayata daldırıyor.. keyifle okumaya devam ediyorum :)

ve bir iki alıntı :

'Bilemezdim ki iyiliğin bilgisine sahip olmayanlara diğer bütün bilgiler zarar verir. Bilemezdim ki bilgi, bilgisizleri acıtır..'

'Rekabet ürünlerde en iyiyi, ama insanlarda en kötüyü ortaya çıkarıyordu.'



'Bazı insanlar vardır onlarla dost kalabilmek için daima sizi geçmelerine müsaade etmeniz gerekir, eğer dostlarınızı geçecek olursanız, artık kendinize başka düşman istemeyin.'


muhabbet ile..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...